Öğütüm Sistemi II
by , 18-02-12 at 01:37 (636 Hit)
"Öğütüm Sistemini" yazdıktan sonra, hayatımda ilk kez bu kadar fazla geri bildirim aldım. Öncelikle bundan dolayı, bütün herkese teşekkür ediyorum. Hatta tamda yazımın üzerine Doğa Koleji'nden bir mail aldım. Mail tabi ki sadece bana özel değil, fakat Doğa kolejiyle hiçbir bağlantım olmadığı halde geldi. Zaten doğrulayamıyorlarmış maili'mi (: En azından Türkiye'de bir şeylerin değişmekte olduğunu görüyorum ve içimi gereksiz bir sevinç kaplıyor. (gerçi bunu yapan bir özel okul ama, ahh ah gönül isterdi ki devlet okulu olsun. Ama neyse bu başlangıç)
Şu şekilde bir başlığı vardı;
İçeriği de şu şekilde;
Bir de artık DotA oyunlarımda "sen feyk napstar değilsin değil mi?" Sorusunun ardından bir takım yazı istekleri alıyorum. Gerçekten inanılmaz sevindiğimi söylemek isterim. Buradan tekrar tekrar teşekkür etmek istiyorum. Neyse fazla uzatmadan yazıya geçeyim. Kısa bir yazı olacak konu ortada zaten. Yönetime giydirdim bu kez.
Bu kez örnek ağırlıklı anlatımdan ziyade, daha somut şeyleri sizle paylaşmak istedim. Let dı geym bigin;
İlköğretim ve Lise hayatınızda toplam kaç sınava girmişsinizdir? Ve bunların kaçı geleceğinize bir yön vermiştir? İlk sorunun cevabını bulmak imkansız. Fakat ikinci sorunun cevabı; iki. İki sınav ile siz ya doktor oluyorsunuz ya mühendis ya da kapıcı. Şimdi bu sizi iki tane dandiriboktan sınava sokup geleceğinizi belirleyen sistem acaba size neler öğretmiş bu sınavlardan önce, bir bakış atalım.
Devlet okullarında, 4. sınıftan itibaren toplam 1.200 saat İngilizce dersi verilir. Bu 60 yıldır böyledir. 1.200 saatte ben Quantum Fiziğini çözerim açıkçası. Fakat gelin görün ki öğrenciler bu okullardan çıktıklarında daha adam gibi bir cümle bile kuramıyorlar. Peki neden? Çok mu aptallar? Yoksa sistem 60 senedir, bilerek İngilizce bilmeyen bireyler yetiştirerek bazı beyinlerin bir yerlere gelmesini mi engelliyor?
Bakın Realist yaklaşalım. Devlet okuluna kimler gider? Maddi açıdan iyi bir seviyede olmayan ailelerin çocukları. Özel okullara kimler gider? Maddi açıdan iyi bir seviyede olan ailelerin çocukları. Yani 60 senedir ülkemizde bir yerlere gelen insanların %80'i çocukluğunda refah içinde yaşamış, tabiri caizse "zengin çocukları" (tabi ki devlet okullarından çıkıp ülkeyi yönetecek kadar yükselen kişilerde var fakat bunlar azınlıkta) Peki sormak isterim; Türkiye gibi 75 milyon nüfuslu bir ülkede, insanlarınızın neredeyse yarısı fakirlik sınırında iken, tepedeki zihniyetin değişmesi için gerekli olan "değişik insan" profili nasıl yakalanacak? Şimdi bu "zengin çocukları" dediğim güruhun kaçı kendilerinden çok daha fakir insanlarla konuşmuş? Onların halini anlamaya çalışmış? Nasreddin Hoca misali, "damdan düşenin halini, damdan düşen anlar" Fakir olmayan bir insan bir yerlere geldiğinde, toplumun geliri düşük seviyesinin ne halde olduğunu nereden bilecek?
Değişim...
Cumhuriyetten beri eğitim sistemimizde kaç kere köklü reform yapılmış biliyor musunuz? Ben söyleyeyim; SIFIR. Peki bizim girmek için can attığımız AB ülkeleri kaç yılda bir köklü değişiklikler yapıyorlar onu bildin mi? Onu da söyleyeyim; ON. Adamlar on yılda bir değiştiriyorlar sistemi. Zorları ne? Can sıkıntısından mı yapıyorlar? Tabi ki hayır. Arayış içerisindeler, nasıl daha iyiye gideriz diye. Bizimkiler ne yapıyor? Aynı tip insanlar gelsin hep, kargaşa ve kaos ortamı oluşmasın falan filan... Risk almak istemiyorlar sanırım. Neyse konuyu dağıtmayayım daha fazla. Burada bir not düşmek isterim, Sınavın ismini değiştirince sistem değişmiş olmuyor. Her sene ismini değiştir, ne fayda sağlayacak?
Toparlamak gerekirse, bu "öğütüm sistemi" dediğim olay, tam anlamıyla tek tip insan yetiştirmek ve kaos ortamı yaratmamak için ortaya atılmıştır. Ve ülkemizde başarıyla varlığını sürdürmektedir. Tabi birileri çıkıp ciddi ciddi "YETER ULAN" diyene kadar...






Blog Girişini Epostayla Gönder